İman ve Küfür Muvazeneleri

İman ve Küfür Muvazeneleri


Müellifi Bediüzzaman Said Nursi

Eser Hakkında


İman ve Küfür Muvazeneleri, Risale-i Nur Külliyatı’ndan yapılan bir derlemedir. Eser, imanın bu dünyada dahi manevî bir cennet olduğunu, dalâlet ve sefahetin ise yine bu dünyada manevî bir cehennem yaşattığını “iki kere iki dört eder” kat’iyetinde ispat eder. Müellif, bu eserin “küfr-ü mutlakı ve mütemerrid dalâletin inadını kıracak ve parçalayacak” bir mahiyette olduğunu belirtir.

Eser, iman ile imansızlık (küfür) halini farklı açılardan sık sık karşılaştırdığı için bu şekilde isimlendirilmiştir.

İçerik


Eser, Sözler ve Mektubat gibi temel külliyat parçalarından seçilen mühim bölümlerden oluşur. Temel yaklaşım, iman ile küfrün, hidayet ile dalâletin karşılaştırılmasıdır:

  • İman ve Hayat: İman çekirdeğinin cennet meyvelerini, küfür tohumunun ise cehennem zakkumunu nasıl netice verdiği işlenir.
  • İnsan ve Kâinat: İnsanın iman ile “a’lâ-yı illiyyîn”e (en yüksek mertebe) çıkarken, küfür ile “esfel-i safilîn”e (en aşağı derece) nasıl düştüğü temsilî hikâyelerle anlatılır.
  • Kur’an ve Felsefe: Batı felsefesinin karanlıklı gözlüğü ile Kur’an’ın nurani dürbünü arasındaki farklar; sosyal hayat, ahlak ve fenler üzerinden muvazene edilir.
  • Teselli ve Rehberlik: Ölüm, kabir ve musibetler karşısında mü’minin bulduğu gerçek teselli ile ehl-i dalâletin düştüğü vahşet ve dehşet mukayese edilir.

Okuyucu Kitlesi


Özellikle gençlere hitap eden bu eser, gençlik hissiyatıyla yanlış yollara düşmemek için güzel bir rehberdir. İnsan olmanın ne anlama geldiğini sorgulayanlar, geçici zevklerin tatmin edici olmadığını fark edenler mutlaka okumalıdır.

Müslüman bir gözle etrafa baktıran bu eser, din ve fen arasındaki ilişkiyi, felsefi yaklaşımların imanî bir gözle değerlendirilmesini sağlar.

Eserin bazı bölümleri hapishanede yazılmış olup, mahpuslara ve gerçek bir teselli arayanlara da tavsiye olunur.

Niçin Okumalı?


  • Dünyevî ve Uhrevî Saadet için: Sadece ahirette değil, bu dünyada da huzur ve lezzetin ancak iman ve istikamette olduğunu anlamak için okunmalıdır.
  • Tahkikî İman Kazanmak için: Taklidî imanı sarsılmaz bir kale haline getirmek ve modern şüpheleri “Kur’an’ın elmas kılıncı” ile kırmak için okunmalıdır.
  • Ölümün Hakikatini Öğrenmek için: Ölümün bir idam-ı ebedî değil, bir terhis ve dostlara kavuşma kapısı olduğunu idrak etmek için okunmalıdır.
  • Manevî Yaralara Şifa için: Günahlardan gelen manevî elemlere Kur’an eczanesinden tiryak ve merhem bulmak için okunmalıdır.

Öne Çıkan Bahisler

Dördüncü Söz

Namaz, ne kadar kıymettar ve mühim hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır hem namazsız adam ne kadar divane ve zararlı olduğuna dair bir ders.

Yirmi Üçüncü Söz

İnsanın mahiyetini anlatan, insan ile hayvanın farklarını ortaya koyan ve insanın ancak iman ile hakiki insan olacağını izah eden kıymettar bir risale.

Birinci Lem'a

Yunus (as)’ın münacatına dair ve vaziyetimizin nefis, dünya, istikbal hengamesinde aslında ona ne kadar benzediği hakkında bir eser.

Eserden Alıntılar


Yedinci Söz’den

İşte ey tembel nefsim! Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terk etmek, ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faydası ne kadar çok, mühim ve büyük olduğunu, aklın varsa bozulmamış ise anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin:
Eğer ölümü öldürüp zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim.
Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup Hak’tan gelip Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden odur.

Yirmi Beşinci Söz’den

İşte medeniyet-i hazıra, felsefesiyle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede nokta-i istinadı “kuvvet” kabul eder. Hedefi “menfaat” bilir. Düstur‑u hayatı “cidal” tanır. Cemaatlerin rabıtasını “unsuriyet ve menfî milliyet” bilir. Gayesi, hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hâcat-ı beşeriyeyi tezyid etmek için bazı “lehviyat”tır.
Halbuki kuvvetin şe’ni, tecavüzdür. Menfaatin şe’ni, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır. Düstur‑u cidalin şe’ni, çarpışmaktır. Unsuriyetin şe’ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan tecavüzdür.
İşte şu medeniyetin şu düsturlarındandır ki bütün mehasiniyle beraber beşerin yüzde ancak yirmisine bir nevi surî saadet verip seksenini rahatsızlığa, sefalete atmıştır.
Amma hikmet-i Kur’aniye ise nokta-i istinadı, kuvvet yerine “hakk”ı kabul eder. Gayede, menfaat yerine “fazilet ve rıza-yı İlahî”yi kabul eder. Hayatta, düstur‑u cidal yerine “düstur‑u teavün”ü esas tutar. Cemaatlerin rabıtalarında, unsuriyet ve milliyet yerine “rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabul eder. Gayatı, hevesat-ı nefsaniyenin nâmeşru tecavüzatına set çekip ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin etmektir ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan etmektir.
Hakkın şe’ni ise ittifaktır. Faziletin şe’ni, tesanüddür. Teavünün şe’ni, birbirinin imdadına yetişmektir. Dinin şe’ni uhuvvettir, incizabdır. Nefs-i emmareyi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni, saadet-i dâreyndir.
İşte medeniyet-i hazıra, edyan-ı sâbıka-i semaviyeden, bâhusus Kur’an’ın irşadatından aldığı mehasinle beraber, Kur’an’a karşı böyle hakikat nazarında mağlup düşmüştür.

Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan

İnsan, şu mevcudattan kendisine düşman ve ecnebi tevehhüm ettiği veya ölüler, yetimler gibi hayatsız, perişan vehmettiği şeyleri nur‑u iman, ahbap ve kardeş sıfatıyla gösterir ve hayattar tesbihhan (tesbih eden) şeklinde irae eder.
Yani gaflet ile bakan adam, âlemin mevcudatını düşman gibi muzır telakki ederek tevahhuş eder. Ve eşyayı ecnebiler gibi görür. Çünkü dalalet nazarında mazi ve istikbal zamanlarındaki eşya arasında uhuvvet, kardeşlik rabıtası, bağlanışı yoktur. Ancak zaman-ı halde eşya arasında küçük, cüz’î bir alâka olur. Binaenaleyh ehl-i dalaletin yekdiğerine olan uhuvvetleri, binler senelik uzun bir zamanda bir dakika kadardır.
Ve keza iman nazarı, bütün ecramı hayattar, birbirine ünsiyetli olduklarını görüyor. Ve her bir cirmin lisan-ı haliyle Hâlık’ının tesbihatını yapmakta olduğunu da gösteriyor. İşte bu itibarla bütün ecramın kendilerine göre bir nevi hayat ve ruhları vardır. Binaenaleyh imanın şu görüşüne nazaran o ecramda dehşet, vahşet yoktur. Ünsiyet ve muhabbet vardır.
Dalalet nazarı, matlublarını tahsil etmekten âciz olan insanların sahipsiz, hâmisiz olduklarını telakki eder ve hüzün, keder, aczlerinden dolayı ağlayan yetimler gibi zanneder.
İman nazarı ise canlı mahlukata, ağlar yetimler gibi değil ancak mükellef memur, muvazzaf zâkir ve tesbihhan ibad sıfatıyla bakar.

Baskı ve Cilt Bilgileri


Eser Temini


Kitap

Asa-yı Musa eserini web sitemizden sipariş vererek adresinize alabilirsiniz. Farklı cilt ve ebat seçeneklerinden tercih yapabilirsiniz.

Mobil

Risale-i Nur okuma uygulamamızdan eseri okuyabilirsiniz. (App Store, Play Store)

Web

https://rnk.tr Risale-i Nur okuma sitemizden de Asa-yı Musa eserini okumanız mümkün.