Kastamonu Lâhikası

Kastamonu Lâhikası


Müellifi Bediüzzaman Said Nursi

Eser Hakkında


Kastamonu Lâhikası, Risale-i Nur Külliyatı’ndan Yirmi Yedinci Mektup’un ikinci önemli kısmıdır. Bu eser, Risale-i Nur’un mahiyetini, kıymetini ve deruhte ettiği kudsî iman vazifesini açıklayan; talebelerin tarz-ı hizmetlerini ve dinsizlik cereyanları karşısındaki sebatlarını ders veren bir eserdir.

Eserin Tarihçesi


Eskişehir hapsinden tahliyeden sonra Bediüzzaman’ın Kastamonu’ya nefyedildiği ve Denizli hapsine kadar orada ikamete mecbur edildiği dönemde (1936-1943) vücuda gelmiştir.  Müellifin fevkalâde bir dikkat, tazyik ve tecrit altında bulunduğu bu zorlu süreçte, Isparta ve civarındaki talebeleriyle yaptığı daimî muhabereler ve onlara gönderdiği ikaz dolu mektuplar bu eseri oluşturmuştur.

İçerik


Kastamonu Lâhikası, çoğunlukla Bediüzzaman ve talebeleri arasında yazılan mektuplardan oluşur. Bu mektuplar bu zamandaki iman hizmetine dair ehemmiyetli düsturlar içermektedir. İman hakikatlerinin neşredilmesi ve bu dersler etrafında teşekkül eden hizmet faaliyetine dair ince noktaları Bediüzzaman bu mektuplarla talebelerine ifade etmektedir. Aynı zamanda müsbet hareket, takva, iktisat, ihlas, uhuvvet, bu zamanın cereyanları, iştirak-i a’mal-i uhreviye gibi bir çok konuya da temas eden lâhika mektupları, Risale-i Nur külliyatının ayrılmaz birer parçasıdır.

Okuyucu Kitlesi


Bu eser, başta hizmet-i Kur’aniye’de sebat etmek isteyen Nur talebeleri olmak üzere; hayat-ı içtimaiyede istikametini korumaya çalışanlara ve Risale-i Nur hizmet metodolojisini merak edenlere bir yol haritası niteliğindedir.

Öne Çıkan Bahisler

Gençlere Tenbih

Hayat ve gençlik ve hevesat cihetinden gelen tehlikelerden sakınmak için tesirli bir ihtar.

Tevafuk ve İnayetler

Başımıza gelen en cüz’î işlerin bile tesadüfen olmadığını gösteren latîf hâdiseler.

Bu Asrın Acîb bir Hâssası

Kırılacak bir cam parçasını, bâki elmaslara bildiği halde tercih etmenin bir düstur hükmüne geçmesi.

Eserden Alıntılar


“Nasıl bir uzv‑u insanî hastalansa yaralansa, sair aza vazifelerini kısmen bırakıp onun imdadına koşar; öyle de hırs-ı hayat ve hıfzı, zevk-i hayat ve aşkı taşıyan ve fıtrat-ı insaniyede dercedilen bir cihaz-ı insaniye, çok esbab ile yaralanmış, sair letaifi kendiyle meşgul edip sukut ettirmeye başlamış; vazife-i hakikiyelerini onlara unutturmaya çalışıyor.

Hem nasıl ki bir cazibedar, sefihane ve sarhoşane şaşaalı bir eğlence bulunsa çocuklar ve serseriler gibi büyük makamlarda bulunan insanlar ve mestûre hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakiki vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar. Öyle de bu asırda hayat-ı insaniye, hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli fakat cazibeli ve elîm fakat meraklı bir vaziyet almış ki insanın ulvi latîfelerini ve kalp ve aklını, nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.

Evet, hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için zaruret derecesinde olmak şartıyla, bazı umûr‑u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şer’iye var. Fakat yalnız bir ihtiyaca binaen, helâkete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insanîyi o derece şırınga etmiş ki küçük bir ihtiyaç ve âdi bir zarar-ı dünyevî yüzünden elmas gibi umûr‑u diniyeyi terk eder.

Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisatsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret-i maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celbetmiş ki edna bir hâcet-i hayatiyeyi, büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor.

Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın tiryak-misal ilaçlarının nâşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metin, sarsılmaz, sebatkâr, hâlis, sadık, fedakâr şakirdleri mukavemet ederler.

Öyle ise her şeyden evvel onun dairesine girmeli. Sadakatle, tam metanet ve ciddi ihlas ve tam itimat ile ona yapışmak lâzım ki o acib hastalığın tesirinden kurtulsun.”

***

İman-ı tahkikî, ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: Sekerat vaktinde şeytan, vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir. Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe hem ruha hem sırra hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor.

Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velayet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhudîdir.

İkinci Yol: İman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur’anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile zaruret ve bedahet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol; Risaletü’n-Nur’un esası, mâyesi, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa Risaletü’n-Nur hakaik-i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler.”

Baskı ve Cilt Bilgileri


Eser Temini


Kitap

Asa-yı Musa eserini web sitemizden sipariş vererek adresinize alabilirsiniz. Farklı cilt ve ebat seçeneklerinden tercih yapabilirsiniz.

Mobil

Risale-i Nur okuma uygulamamızdan eseri okuyabilirsiniz. (App Store, Play Store)

Web

https://rnk.tr Risale-i Nur okuma sitemizden de Asa-yı Musa eserini okumanız mümkün.