Şualar
Müellifi Bediüzzaman Said Nursi

Eser Hakkında
Şuâlar, Risale-i Nur Külliyatı’nın en mühim parçalarından birisidir. Eser, özellikle imanın rükünlerini (Allah’a iman, peygamberlere iman, ahirete iman vd) en derin tabakalarıyla ispat eden ve “tahkikî iman” derslerini güneş berraklığında gösteren yüksek bir marifetnamedir. Müellif, bu eserdeki bazı risalelerin çok ehemmiyetli olduğunu belirtir.
Eserin Tarihçesi
Şuâlar’ın büyük bir kısmı 1938-1944 yılları arasında, müellifin hapis ve tecrit hayatı yaşadığı Eskişehir, Kastamonu ve Denizli’de telif edilmiştir. Esasen Bediüzzaman, ömrünün büyük kısmını sürgünlerde geçirmiş, defalarca hapsedilmiştir. Kendisi en zor şartlar altında dahi eser telifine ve iman hakikatlerinin neşrine devam etmiştir. Şualar’ı oluşturan risalelerden İkinci Şuâ, Eskişehir hapsinde, On Birinci Şua ise Denizli hapsinde yazılmıştır.
Ölümün kat’iyeti karşısında ebedî hayatın ancak imanla kazanılabileceği bilinciyle, tahkiki iman dersi vermenin zorunluluğunu fark eden Said Nursi, bütün mesaisini iman hakiketlerine ve iman hizmetlerine tahsis etmiştir. Her bir iman esasının ne kadar makul ve mühim olduğunu gelecek nesillere ders vermenin yolunu aramış ve eser telifine gitmiştir. Bu gayret; Sözler, Lem’alar, Şualar gibi eserleri meyve vermiştir.
İçerik
Şualar, Allah’ın varlığı ve birliğine ve her işte bizzat tasarruf sahibi olduğuna dair İkinci Şua; Cenab-ı Hakk’ın hikmetinin ihatası, ilminin şumûlü, rububiyetinin ihatası, kudretinin sonsuzluğu gibi kudsi manaları bir münacat mahiyetinde ifade eden Üçüncü Şua; derin dertlere şifa olan ayet-i hasbiyenin tefsiri mahiyetindeki Dördüncü Şua; kainattan Hâlık’ının soran bir seyyahın gözüyle semavattan zerrata kadar her şeyin Allah’ın varlığına nasıl şahitlik ettiğini anlatan Yedinci Şua; öldükten sonra dirilmenin bir çok delilini sunan Dokuzuncu Şua; mahkeme müdafaaları ve hapiste yazılan hizmet mektuplarını ihtiva eden On İkinci, On Üçüncü, On Dördüncü Şualar; ilim, irade ve kudret-i İlahiyeye dair fevkalade hüccetler içeren On Beşinci Şua gibi parçalardan oluşur.
Okuyucu Kitlesi
Şuâlar, başta sarsılmaz bir iman arayanlar ve dinsiz anarşistliğe karşı manevî bir kılınç isteyenler olmak üzere toplumun her kesimine hitap eder:
- Gençler: Sefahet ve dalaletin manevî elemlerinden kurtulup hakiki lezzeti imanda bulmak isteyenler.
- Mahpuslar: Hapishaneyi bir “Medrese-i Yusufiye”ye çevirip fâni saatlerini bâki ibadetlere dönüştürmek arzusunda olanlar.
- İhtiyarlar ve Musibetzedeler: Ölümün idam değil, bir terhis tezkeresi olduğunu anlayıp teselli bulmak isteyenler.
Niçin Okumalı?
- Tahkikî İman Kazanmak İçin: İmanı taklitten kurtarıp hiçbir şüphenin sarsamayacağı bir kat’iyete ulaştırmak için okunmalıdır.
- Manevî Sıkıntılardan Kurtulmak İçin: Gurbet, hapis veya hastalık gibi ağır şartlarda ruhun ihtiyaç duyduğu en kudsî teselliyi bulmak için okunmalıdır.
- Ölüm Korkusunu İzale Etmek İçin: Ölümün dehşetli görünen yüzünün altındaki nurani hakikati görüp onu sevmeye başlamak için okunmalıdır.
- Kâinatın Sırrını Çözmek İçin: Dünyanın neden bir seyrangâh ve imtihan meydanı olduğunu anlamak ve mevcudatın tesbihatını işitmek için okunmalıdır.
Öne Çıkan Bahisler
Eserden Alıntılar
Dördüncü Şua’dan
Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlubiyet gibi vücudumu sarsan arızalar bir gaflet zamanıma rast gelip –şiddetli alâkadar ve meftun olduğum vücudum, belki mahlukatın vücudları ademe gidiyor diye– elîm bir endişe verirken yine Âyet-i Hasbiye’ye müracaat ettim. Dedi: “Manama dikkat et ve iman dürbünüyle bak!”
Ben de baktım ve iman gözüyle gördüm ki: Bu zerrecik vücudum, hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz bir inbisat ile hadsiz vücudları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha kıymettar bâki, müteaddid vücudları meyve veren bir kelime-i hikmet hükmünde bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması ebedî bir vücud kadar kıymettar olduğunu ilmelyakîn ile bildim.
Çünkü şuur‑u iman ile bu vücudum, Vâcibü’l-vücud’un eseri ve sanatı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşi evhamın hadsiz karanlıklarından ve hadsiz müfarakat ve firakların elemlerinden kurtulup mevcudata, hususan zîhayatlara taalluk eden ef’alde, esma-i İlahiye adedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet peyda ettiğim bütün sevdiğim mevcudata muvakkat bir firak içinde daimî bir visal var olduğunu bildim.
On Birinci Şua’dan
Azrail aleyhisselâm Cenab‑ı Hakk’a münâcat edip demiş: “Kabz‑ı ervah vazifesinde senin ibadın benden küsecekler, şekva edecekler.” Ona cevaben denilmiş: “Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım. Tâ ibadımın şekvaları onlara gitsin, sana gelmesin.”
Aynen bu perdeler gibi Azrail aleyhisselâmın vazifesi de bir perdedir. Tâ haksız şekvalar Cenab‑ı Hakk’a gitmesin. Çünkü ölümdeki hikmet ve rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz eder, şekvaya başlar. İşte bu haksız şekvalar Rahîm-i Mutlak’a gitmemek hikmetiyle Azrail aleyhisselâm perde olmuş.
Aynen bunun gibi bütün meleklerin, belki bütün esbab‑ı zâhiriyenin vazifeleri, izzet-i rububiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlahiyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin, itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeyler ile kudretin mübaşereti nazar‑ı zâhirîde görünmesin. Yoksa hiçbir sebebin hakiki tesiri ve icada hiç kabiliyeti olmadığını, her şeyde tevhid sikkeleri kat’î gösterdiğini, Risale-i Nur hadsiz delilleriyle ispat etmiş.
Halk etmek, icad etmek ona mahsustur. Esbab, yalnız bir perdedir. Melâike gibi zîşuur olanların, yalnız cüz-i ihtiyarıyla cüz’î, icadsız, kesb denilen bir nevi hizmet-i fıtriye ve amelî bir nevi ubudiyetten başka ellerinde yoktur.
On Beşinci Şua’dan
Evet, gözümüzle görüyoruz ki bütün o masum yavrucuklar ve o mübarek mahzencikler, sandıkçıklar; bir Alîm-i Hakîm’in ilmiyle hem umumu hem her bir ferdi, birden bir uyanmak ve gaye-i hilkatine yürümek için bir hareket alırlar. Hakikat nazarıyla bakanlara “Bin bârekellah! Yüz bin mâşâallah!” dedirtirler.
Evet, mesela nutfeler, yumurtalar, tohumlar, çekirdekler her biri birden ilimden gelen bir ince nizam ve o nizam, maharetten gelen tam bir mizan içinde; o mizan, yeni bir tanzim; o ise taze bir ölçü ve tevzin içinde; o dahi bir temyiz ve terbiye ve müteşabih emsalinden kasdî farika alâmetleri içinde; o da sanatlı bir tezyin ve süslemek içinde; bu dahi hakîmane, lâyık, mükemmel cihazat ve tasvir içinde; bu ise kerîmane, rızık isteyenlerin zevklerini memnun etmek için o mahlukların ve meyvelerin etleri ve yenilen kısımları ihtilaf içinde; bu ise âlimane, mu’cizane, ayrı ayrı nakışlar, ziynetler içinde; bu da ayrı ayrı güzel, hoş kokular ve lezzetli tatlar içinde ki kemal-i intizam içinde; birbirinden mütemayiz, ayrı iken kesret ve sürat ve vüs’at-i mutlaka içinde sehivsiz hatasız, bütün onların suretlerinin inkişafları ve her mevsimde o hârika halin devamı içinde bütün o mübareklerin her biri ve beraber, bu mezkûr on beş dil ile ustalarının hârika maharetini ve mu’cizatlı ilmini göze gösterip Allâmü’l-guyub, Vâcibü’l-vücud Sâni’lerini güneş gibi bildiriyorlar.
Baskı ve Cilt Bilgileri
- Cilt çeşitleri:
- Ebatlar:
- Kağıt:
- Şamua
- Sayfa sayısı:
- 653
Eser Temini
Kitap
Asa-yı Musa eserini web sitemizden sipariş vererek adresinize alabilirsiniz. Farklı cilt ve ebat seçeneklerinden tercih yapabilirsiniz.
Mobil
Risale-i Nur okuma uygulamamızdan eseri okuyabilirsiniz. (App Store, Play Store)
Web
https://rnk.tr Risale-i Nur okuma sitemizden de Asa-yı Musa eserini okumanız mümkün.